Bu heykelin adı Aethra Nox olarak anılırdı, fakat bu isim hiçbir zaman taşın altına kazınmadı. Çünkü onun adı yüksek sesle söylendiğinde, dinleyenlerin rüyaları değişirdi. Aethra Nox, yazının henüz icat edilmediği, kralların kaderlerini kemiklerle okuduğu çağlarda yaşadı. Annesi bir rahibeydi, babası ise gökten düştüğü söylenen ve adı zamanla unutturulan bir varlıktı. Bu yüzden Aethra, ne tamamen insana ne de tamamen tanrıya aitti. Doğduğu gün gökyüzü kararmış, rüzgâr yön değiştirmişti. Bunu görenler onun “iki çağ arasında doğan” biri olduğunu fısıldadı.
Aethra büyüdükçe, gördüğü rüyalar başkalarının geleceği olmaya başladı. Bir kralın ölümünü, bir şehrin yanışını, bir hanedanın çöküşünü daha gerçekleşmeden söylüyordu. Kehanetleri doğru çıktıkça, korku saygının yerini aldı. Tanrılar bile onun bakışından rahatsız oldu; çünkü Aethra yalnızca geleceği değil, tanrıların yapmayı planladığı hataları da görüyordu. Bu yüzden bir gece, tapınakta diz çöktüğü sırada ona bir ceza verildi. Gözleri alınmadı, ama geleceği doğrudan görmesi yasaklandı. Başına, zamanın kıvrımlarını simgeleyen boynuzlar bağlandı. Her kıvrım, bilmesi gereken ama söylememesi emredilen bir çağın ağırlığını taşıyordu.
O günden sonra Aethra konuşmadı. Ne sorulara cevap verdi ne de kehanetlerini fısıldadı. Sessizliği, sözlerinden daha ağırdı. İnsanlar onun yanına girince huzursuz olur, kalpleri sıkışırdı; çünkü Aethra artık geleceği söylemiyordu, onlara kendi kaderlerini hissettiriyordu. Bu durum tanrıları daha da korkuttu. Sonunda onu öldürmeye cesaret edemediler, çünkü Aethra’nın ölümü bir çağın sonu olabilirdi. Bunun yerine onu taşa mühürlediler. Yüzü sakin, dudakları kapalı, bakışları sonsuza dönük şekilde.
Heykel saraylara konmadı, meydanlara dikilmedi. Yalnızca karar anlarında, savaş öncesi gecelerde ya da bir kral tahta çıkmadan hemen önce sessiz odalara taşındı. Rivayete göre heykelin karşısında bir gece geçiren herkes, sabah uyandığında bir şey kaybederdi: kimi cesaretini, kimi hırsını, kimi de geleceğe dair bir ihtimali. Ama karşılığında gerçeğe biraz daha yaklaşırdı.
Bu yüzden Aethra Nox’un heykellerinin çoğu ya gömüldü ya da parçalandı. İnsanlar onun yüzüne bakmaktan korktu. Çünkü Aethra hâlâ konuşmazdı…
Ama hatırlatırdı.